728 x 90 px Reklam Alanı
Makaleler Ramazân-ı Şerîf Ayına Kavuşma Bahtiyarlığı

Ramazân-ı Şerîf Ayına Kavuşma Bahtiyarlığı

Ramazân-ı Şerîf Ayına Kavuşma Bahtiyarlığı

“Allâh’ım! Bizlere, (senin ayın olan) Receb-i Şerîf’i, (Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ayı olan) Şa‘bân-ı Şerîf’i mübârek kıl ve bizleri (mü’minlerin afv ü mağfireti ve cehennemden beraatına hasrettiğin) Ramazân-ı Şerîf ayına ulaştır.”[1] Yaklaşık iki aydır, nakletmiş olduğumuz nebevî duâ ile bir Ramazân-ı Şerîf ayının daha eşiğine ulaştık. Bu mübârek aya kavuşmak üzere bulunduğumuz şu saatlere eriştiğimiz için ne kadar hamd ü senâ etsek azdır. Amellerin makbûliyeti sahîh i‘tikâd ve sâlih niyete bağlıdır. Mübârek Ramazân-ı Şerîf ayına, “Ameller niyetlere göredir…”[2] buyruğuna uygun olarak, tashîh-i akâid ve tashîh-i niyet ile başlamalı ve böylece karşılamakta olduğumuz mübârek ayın mâneviyâtından hissedâr olma konusunda şimdiden gayret etmeliyiz.

Ramazân-ı Şerîf ayının fazîleti Kur’ân-ı Kerîm’de açık bir şekilde beyân edilmiştir: “O Ramazan ayı ki, insanları irşâd için, hak ile batılı ayıracak olan, hidâyet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur’ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa onda oruç tutsun. Kim de hasta yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı tamamlamanızı, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.!”[3] Ramazân-ı Şerîf ayı, âyet-i kerîmede de vurgulandığı gibi oruç ibâdeti ve Kur’ân-ı Kerîm ile bütünleşmiş bir aydır. Dolayısıyla herhangi bir mazereti olmayanlar bu ayı oruçlu bir şekilde geçirmeli ve sâlih amellerle meşgul olurken özellikle de Kur’ân-ı Kerîm tilâvetine ağırlık vermeli, okuma hızı ve imkânlara göre bu ay içerisinde birden çok hatim indirmelidirler.

Ramazân-ı Şerîf ayının fazîletlerine dâir hadîs-i şerîfler müstakil kitapları dolduracak kadar çoktur. Ebû Hureyre (Radıyallâhu Anh)ın rivâyet etmiş olduğu bir hadîs-i şerîfte: “Ramazân Ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur”[4] buyrulmuş, Ramazân-ı Şerîf’te aftan mahrum kalmak büyük bir nasipsizlik ve bedbahtlık olarak nitelendirilmiştir: “Ramazân girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün Ben yanında zikredildiğim zaman bana salât okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!” [5]

Suni ve Maksatlı Tartışmalarla Gücümüzü ve Vaktimizi Heba Etmeyelim

Ramazân-ı Şerîf’in girişiyle birlikte şeytanların büyükleri zincire vurulmuşsa da küçük şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlar imtihanın lüzûmu olarak sahnede bulunmaya devam ediyorlar. Her sene olduğu gibi bu sene de, pusuda bekleyenler ortaya çıkacak ve mü’minlerin bu mübârek aydan istifâdesini azaltmaya hatta engellemeye yönelik hamleler yapacaklar.

Herkes işini yapıyor; şeytanlar da, tıpkı âyet-i kerîmede beyân edildiği gibi: “O (zaman İblîs kendi sapıtma suçunu Allâh-u Te`âlâ’ya atmak üzere) dedi ki: “Beni azdırmış olma na yemin olsun ki, elbette onlar(ı saptırmak) için senin dosdoğru (İslâm) yolunda mutlaka otur(up onların dini yaşamalarına mâni ol)acağım… Sonra andolsun ki; elbette hem önlerinde( ki âhiret meselelerinde)n, hem arkalarında (kalan dünya ile alâkalı konularda)n, hem sağlarında (yazılacak sevaplarında)n hem de sollarında (kaydedilecek günahlarında)(dolayı vesveseler vermek üzere dört bir taraflarından) onlara geleceğim de, böylece Sen onların çoğunu şükredici (mü’min) kimseler olarak bulamayacaksın.”[6]

Mü’minleri rahmet mevsiminin ecir membaından mahrum bırakmak isteyenler organize bir şekilde harekete geçecekler. İmsâk tartışmaları, terâvîh namazıyla ilgili tartışmalar, orucu bozan ve bozmayan şeyler husûsunda İslâm Fıkhı’nın hükümlerine aykırı fetvalarla yoğrulmuş kara propaganda, birçoğu maddî saiklerle düzenlenmiş olan televizyon ve radyo programları, gündemi dört bir yandan meşgul edecek.

Şeytanlar ve destekçileri şeytanlaşmış insanların bu durumuna karşı mü’minler de işlerini yani kendilerine emredileni samimî bir şekilde yerine getirmeye çalışmalı, her şeyden evvel istiâzede bulunup Allah Te‘âlâ’ya sığınmalılar.
 

Dipnotlar


[1] Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Receb-i Şerîf ayının girişiyle beraber bu duâya devam etmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 259; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l- Evsat, IV, 189) Bir başka hadîs-i şerîfte Receb-i Şerîf’in Allah Te‘âlâ’nın ayı, Şâ‘bân-ı Şerîf ayı Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ayı, Ramazân-ı Şerîf ayı ise ümmet-i muhammedin ayı olarak ifade edilmiştir. (Deylemî, el-Firdevs, No: 3276, 2/275)
[2] Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebû Dâvûd, Talak, 11
[3] Bakara Sûresi:185
[4] Buhârî, Savm: 5, Bed’ü’l- Halk: 11, Müslim, Sıyâm: 2, (1079)
[5] Tirmizî, Daavat 110, (3539)
[6] A’râf Sûresi:16-17